CPLT 361
İtalyan Edebiyatı ve Kültürüne Giriş I
Film Analizi:
Vittorio De Sica’dan
Dün, Bugün, Yarın
(İeri, Oggi, Domani)
Öğretim Görevlisi
Ayşen TIRLI
2012 Yaz
“ And God said, ‘Let there be light,’ and there was light”
(Genesis 1:3, New International Version).
Giriş
İncelemesini yapmak istediğim bu filmin “Giriş” bölümüne İncil’den alıntı yaparak başlamak istedim. Herkesin bildiği gibi, İncil’de Tanrı, ışığa olmasını emretmiş ve ışık olagelmiştir. Bu ışık, her ne kadar fiziksel bir ışık da olsa, bu ışık bana her daim “kadın” ‘ı hatırlatır. Tabi ki kadın; değil ışık, ilk insan Adem’den önce bile yaratılmamıştır. Ancak, her nasıl ki Tanrı; gerçekleri görmek, geceyi gündüzden ayırmak
için ışığı yaratmışsa, kadını da erkeği “aydınlatmak” için yarattığına inananlardanım.
için ışığı yaratmışsa, kadını da erkeği “aydınlatmak” için yarattığına inananlardanım.
Dün, Bugün, Yarın (İeri, Oggi, Domani)
Dün, Bugün, Yarın (İeri, Oggi, Domani), yönetmenliğini Vittorio De Sica’nın üstlendiği, başrollerinin Sophia Loren ve Marcello Mastroianni’den tarafından paylaşıldığı, 1963 yapımı, tipik İtalyan yaşamını anlatan bir filmdir. Filmde, ortak noktaları aynı, ancak toplumun farklı tabakalarından olan üç kadının hayatı anlatılmaktadır. Elbette ki filmi izlenebilir kılan şey filmdeki üç farklı kadını Akdenizli güzel Sophia Loren’in canlandırmasıdır ve onun inanılmaz oyunculuk yeteneğidir. Sophia Loren oynadığı her filmde o kadar başarılıdır ki başarılı eleştirmen Rex Reed, Sophia Loren için, “Güzelliğin tüm doğal yanlışları onda bir araya gelerek şahane bir kaza yaratmış.” şeklinde bir yorum yapmıştır (Los Angeles Times, 1993).
Adeline
Senaryosunun Eduardo De Filippo tarafından yazılan ve üçlememin ilk filmi olan Adeline’de İtalya’nın Napoli kentinde ailesini karaborsa sigara satarak geçinen ve işsiz bir kocaya sahip bir kadının hikayesi anlatılmaktadır.
Adeline, kişilik olarak oldukça canlı, sevecen, sözünü kimseden esirgemeyen bir kadındır; ancak bir sorunu vardır: Ödenmemiş ve dolayısıyla ödenmeyen her gün için üstüne faiz bindirilen borcudur. Öyle ki, polis kocasını değil, evi kendi üzerine olduğundan kendisini aramaktadır ve yakalanırsa da hapse atılacaktır.
Zafer Naraları
Adeline evini geçindirmek için kaçak sigara satmakta iken Adeline’in evine haciz memeurları gelir. Onları kocası Carmine karşılar ve haciz memurlarına “boş” evi göstererek alabilecekleri hiçbir şey olmadığı ima eder. Haciz memurları yaptıkları şeyin yanlış olduğu söyleyerek evden ayrılırlar. Haciz için evden taşınan eşyalar zafer naraların eşliğinde Adeline’in evine geri taşınır ki oradan geçen bir avukat yaptıkları şeyin çok kötü sonuçlanacağını söyleyerek Carmine’nin sevincini alt üst eder. Avukatın ağzından çıkan “hapis” sözcüğü Carmine’nin, avukatı evine kadar takip etmesine sebep olur. Carmine bu arada arkadaşlarından Adeline’ni çağırmasını rica eder. Bu sırada karnı burnunda kaçak sigara satan Adeline, şimşek hızında soluğu avukatın odasında alır. Adeline, kocasının (avukatın odasındaki asker resmine işaret ederek) askerlikten geldiği günden işsiz olduğunu, bakması gereken çocukları varken nasıl hapse gidebilmesinin adil olduğu konusunda uzun bir konuşma yapar.
“ Bu Koca Karnın Yüzünden”
Adeline içinde bulunduğu durum hakkında şikâyet ededursun, avukat aniden Adeline’in hapse gitmesinin mümkün olmadığı belirtir. Bunun sebebi ise “hamileliğidir”.
“Everything about woman is a riddle, and everything about woman has a single solution: that is, pregnancy.”
Friedrich Nietzsche, Thus Spake Zarathustra
Bunun hapis cezasından iyi bir kaçış yöntemi olduğu düşünen Adeline, artık sokaklarda sanki tamamıyla büyük bir zafer kazanmışçasına insanları selamlayarak işinin yolunu tutar. Adeline’in özgürlüğü hamilelik süresi boyunca ve doğumdan sonraki altı ay kadar sürer.
Carmine’e Rahat Yok
Adeline’in kaçış bileti olan hamilelik Adeline’i daha da “gençleştirirken” , Carmine’i oldukça yorar. Öyle ki bu yorgunluk artık Carmine’de “iktidarsızlık” ‘ a kadar gider ve Adeline bu sorunun üstesinden gelmek için sokak büyücüsünden tütsülü büyüden hekim kontrolüne kadar her şeye başvurmak zorunda kalır.
“At Yorgun Olursa Kamçılanmaz”
Klasik anlamda hamilelik, kadını hem bedensel hem de ruhsal açıdan yoran ve eriten bir süreçtir; ancak burada Adeline’in sonu gelmez hamile kalma arzusuna yenik düşen Carmine olur ki Adeline, onu kendisine her daim en kaliteli sigaraları sunduğu doktoruna götürür ve doktor yapmış olduğu tetkikler sonucunda şunu söyler: At yorgun olursa kamçılanmaz, Adeline.”
“Başka Birinden Olacağına Senden Olsun”
Adeline ve Carmine’nin aile dostlarından olan Pascal da Carmine’e yardım etmek amacıyla elinden bir kutu ilaçla eczaneden gelir ve Adeline’e prospektüsü okumaya başlar. Carmine’nin “canlanmasının” vakit alacağını çok iyi bilen ve hapse düşme korkusuyla yanıp tutuşan Adeline, zaten gittikçe gençleşmekte ve bu özelliği dikkatinden kaçmayan Pascal bir teklifte bulunur. Pascal aldığı teklife inanamaz ve balıklama atlar; ancak bir şekilde Adeline’in Carmine’e olan aşkı hapse düşme korkusuna baskın gelir ve Pascal’ı itekler: “Ama ben Carmine’den başkasını istemiyorum.”
“İşe Yaramaz”
Adeline her ne kadar kocasını aldatmayacak kadar onu sevse de Carmine’in “işe yaramazlığı” canına tak eder ve küçük bir bohça yapıp iki küçük çocuğuyla birlikte hapishanenin yolunu tutar.
Borçeli Halkı ve Ceza Vergisi
Adeline artık bir “halk meselesine” dönüşmüş, Borçeli sattığı her malda artık Adeline için ceza vergisi faizi uygulamaya başlamıştır. Para kısa zamanda toplanmasına rağmen bir de kınama cezası vardı ve bu sadece Roma’dan gelecek olan afla mümkündür. Ancak bu olay da uzun sürmez ve kısa bir süre Adeline’in hapishane günlerini sona erdirecek müjde gelir: Af çıkmıştır.
Adeline’e af gelmesi sadece Botiçeli halkını değil basının da dikkatini çekmiştir, öyle ki Adeline’in hapishaneden çıkacağı gün birkaç basın mensubu Carmine’in nasıl hissettiğini ve affı çıkaran cumhurbaşkanına nasıl teşekkür edeceği sorar. Carmine ise cumhurbaşkanına ne kadar müteşekkir olduklarını Adeline ile yazacakları mektup ileteceklerini söyler; ancak bu okuma yazma bilmeyen Adeline ve Carmine çift için ne kadar mümkün olacaktır.
Anna
Senaryosunu Cesare Zavattini ve Billa Billa’nın yazmış olduğu bu filmde Sophia Loren, Milano'da, zengin bir sanayicinin bunalımlı karısı olan Anna’yı, Marcello Mastroianni de Renzo adında genç bir yazarı oynamaktadır (http://tr.wikipedia.org).
Filmin çoğunluk kısmı Anna’nın günlük ve haftalık planları hakkında kendi kendine konuşarak sürdüğü pahalı arabasında geçmektedir. Yapması gereken şeyler ise kuaföre gitmek, senatörün cenazesine katılmak, yetimler yurdunu ziyaret etmek gibi zengin insanları ilgilendiren, ancak can sıkıcı olduğunu düşündüğü ve küçümsediği işlerden ibarettir.
Anna, en sonunda sosyete ile ilgisi olmayan, fakir yazar sevgilisinin küçük ama sevimli arabasını görür ve arabasından iner ve yolculuklarına Anna’nın arabasında devam ederler. Anna hem arabasını sürmekte hem de kocasının iş, para ve başarı üçgenindeki hayatının kendisini ne kadar sıktığı konusunda duygularını dile getirmektedir. Bu arada Renzo’nun onun hayatını ne kadar değiştirdiğini ve insanlar hakkındaki kayıtsızlığının farkına varmasına yardımcı olduğunu söylese de yolda ilerlerken birçok arabaya arkadan vurmaya ve birçok insanı ezmenin eşiğinden son anda döner. Anna’nın aslında söyledikleri ve yaptıkları birbiriyle uyşmamaktadır.
Anna içinde bulunduğu “hayattan “ o kadar sıkılmıştır ki Renzo’ya içinde bulunduğu hayatı bırakıp kendisiyle Afrika’ya gitmeyi istediğini söyler.
“Şu İşçi Parçasını mı?”
Anna, Renzo’ya aklındaki kaçış planlarından bahsederken bir yandan da Renzo’ya tahrik edici bir şekilde dokunmaya başlar; ancak dikkati dağılan Renzo yolda giderken çiçek satan bir çocuğu ezmemek için direksiyonu aniden kırar ve arabayı çarpar. Arabanın ön kısmının hasar gördüğünü gören Anna’nın romantik kişiliği bir anda değişir ve Renzo’ya arabayı çarptığı için ona kaba bir şekilde konuşmaya başlar. Renzo duyduklarına tahammül edemeyerek ceketini arabadan alır ve karşı tarafa geçerek olup bitenleri izlemeye başlar. Bunu gören Anna, oradan geçen başka bir sürücüden yardım isteyerek arabasının ne denli harika olduğundan bahseder.
“Dante’nin İlahı Komedyası’nın Okumaya Yazma Bilmeyen Birine Vermek gibi!”
Sürücü bu denli arabaların oldukça hassas olduklarını ve bu tür arabaları olmadık insanlara sürmeleri için vermenin “Dante’nin İlahı Komedyası’nı okumaya yazma bilmeyen birine vermek gibi olduğunu söyler. (Açıkçası Dante’nin Cehennemi’nin 9 katından biri olan 4. katının “savurganlar” için ayrılması söz konusu olduğundan Dante’nin isminin ironik bir şekilde anıldığını düşünüyorum.) Anna, sürücünün arabasına atladığı gibi oradan çeker gider, tabi ki Renzo’a tamircilere yardımcı olması “rica” ettikten sonra. Karşı şeride geçerek dönüşte Renzo’ya alaycı bir şekilde selam veren Anna, otoyolun sonunda küçük bir nokta olduktan sonra gözden kaybolur; tıpkı Renzo’nun kalbinden çıkarak kaybolması gibi.
Renzo’yu teselli eden tek şey ise Anna’nın işçi parçası diye nitelendirdiği çiçekçi çocuktan 100 liret karşılığı aldığı solmuş çiçeklerdir ki o çiçekler, o an Renzo için Anna’nın kişiliğinden daha kıymetsiz olamazlar.
Mara
Cesare Zavattini’nin senaryosunu yazmış olduğu bir kısa filmde Sofia Loren, Mara adlı, Roma’da çatı katında gayet güzel bir evde yaşayan telekızı canlandırmaktadır (http://tr.wikipedia.org).
Mara, birgün evine gelen çiçekleri çatı katının balkonuna çıkarmak için banyodan yeni çıkmış haliyle dışarı çıkar ve orada, elindeki İncil’i okuyan ilahiyat öğrencisi Umberto’yu kendisini büyük bir hayranlıkla izlediği fark eder. Bu arada kapı çalar. Kapıda Bolonyalı müşterisi Agusto’yu bulur. Ancak Agusto gelen telefon yüzünden hemen ayrılmak zorunda kalır.
Akşam olduğunda Mara, Umberto ile sohbet eder. Sohbet sırasında Mara, mesleğinin manikürcülük olduğunu ve oldukça zengin müşterileri olduğundan bahseder. Uzun bir konuşmadan sonra Umberto, Mara’ya çıkma teklif eder. Bu Mara’nın çok hoşuna gider. Ancak rahip olmasını canla başla isteyen Umberto’nun büyükannesi durumu görür ve Mara’ya kim olduğunu bildiğini ve kendisini tanımak ve torunuyla konuşmasını istemediğini belirtir. Torunun “kutsal” olduğunu söyler. Bunun karşılığında da Mara, kendisine gelen insanların milletvekili, şövalye gibi kültürlü ve eğitimli olduğunu söyler. Yaşlı kadın, sonunda kendisini apartmandan attırmak için imza toplayacağını söyler. Mara çalan kapıya bakmak için sinirli bir şekilde eve girer. Gelen ise Agusto’dur ve amacı da sabah yarın kalan işi tamamlamak yani sevişmektir. Mara çok sinirlidir; dolayısıyla Agusto’nun isteğini yerine getirmek istemez. Amacı yaşlı kadına haddini bildirecek bir mektup yazmaktır. Mara mektubu yazmak için çabalayadursun, Agusto kendince fanteziler yaratmaktadır. Mara’nın kendisini dikkate almadığını düşünen Agusto, tıpkı “şeker” sözü verilip de şekeri alınmayan bir çocuk gibi kapıyı çarpar ve gider. Agusto, sabah, tekrar soluğu Mara’nın evinde alır ve dizleri üzerinde özür diler.
Agusto tekrar “havaya” girmeye başlamışken Mara balkonda Umberto’nun cübbesini çıkarmış olduğu görür. Bu arada kapı çalar. Kapıdaki perişan halde duran genç Umberto’nun büyükannesidir. Yaşlı kadın kendisiyle bir dakikalığına konuşmak istediğini belirtir; ancak Mara bu “saatte” kimseyle görüşemeyeceğini söyler. Bunun üzerine yaşlı kadın hüngür hüngür ağlamaya başlar. Mara dayanamayıp kadını içeri alır.
“Saçına Briyantin Sürdü!”
Yaşlı kadın, Umberto’nun son günlerde çok değiştiğini, okumayı bıraktığını ve cübbesini çıkardığını söyleyerek Mara’ya dert yanmaya başlar. Mara da Umberto’nun tekrar rahipliğe geri dönmesini çok istediğini ve gerekirse kendisinin gerçekte ne işle meşgul olduğunu söyleyebileceğini anlatır. Yaşlı kadın zaten bunu yapmıştır. Bunun üzerine Mara, çocuğun rahipliğe geri dönmesi için “adak” adayacağını ve bir haftalığına 200.000 liret “zarara uğrayacak” da olsa kimseyle sevişmeyeceğini söyler.
“Siz bir Azizesiniz!”
Fiyatı duyan yaşlı kadın oldukça şaşırır ve o an birkaç gün önce kendisini “fahişe” ilan edip cehenneme yolladığı kadını “azize” ilan eder.
Bu arada Agusto kendi içinde yanıp tutuşmaktadır. Ve Mara’ya gelen müşterileri de telefonda geri çevirir. Mara, yaşlı kadınla sohbete devam eder ve kadına, büyükanne ve babasını hiç tanımadığını söyleyerek kendi çapında dert yanar. Mara, sohbet sırasında Agusto’ya da hiç büyükannesi olup olmadığını sorduğunda ise “ Benim tam üç tane vardı!” diyerek evden ayrılır.
Ertesi sabah Mara, doğru dini malzemelerin satıldığı bir dükkana uğrar. Dükkânda ayin için 1700 liretlik mum alır ki onlar da kendisine oldukça pahalı gelir. Vitrinin camında genç Umberto’yu görür ve içeri gelmesini söyler. Mara, hala kendisi için yanıp tutuşan gence beyaz renkte bir cüppe gösterir. Mara’nın da kendisinin rahip olmasını istediğini anlayınca dükkândan hayalleri yıkılmış bir şekilde ayrılır.
Agusto tekrar “hazırlık” aşamasında iken, yaşlı kadının karşıki balkondan seslenişini duyar. Agusto bunu göz ardı etmek istese de Mara hemen dışarı çıkar. Yaşlı kadın Umberto’nun evi terk etmek istediğini ve Mara’nın acilen gelmesini ister. Seksi geceliği içinde, Agusto’nun yardımıyla balkona tırmanır ve gence nasihat vermeye başlar. Bu arada yaşlı kadın her ne kadar Umberto’nun Mara’nın ayda “1.000.000 liret!” kazandığını söylese de, ki bu Mara’nın yüzünün değişmesine sebep olur; ancak içinde bulunduğu durumdan dolayı ses çıkarmaz, torununun kendisine inanmadığını söyler. Agusto bunu herkese yaymaması gerektiği söyler; yoksa Mara’nın “maliye” ile başının derde gireceğini anlatır.
Zavallı Umberto içinde bulunduğu durum yüzünden ağlamaya başlar. Yaşlı kadın mucize olduğu için şükürler yaydırır ve torunlarıyla birlikte otobüse binerler. Bunu olayı balkondan izleyen Mara ve Agusto, sevinçten dans edip şarkı söylemeye başlarlar ve romantik bir şekilde odaya girerler. Bu olayı “kutlamak” adına Mara, Agusto için striptiz yapmaya başlar. Kendisi için yapılan bu “görsel şöleni” Agusto, mest olmuş bir şekilde izlemektedir. Ancak Mara tam da iç çamaşırını çıkarırken aniden durur ve bunu yapamayacağını söyler. Bunun üzerine şok geçiren Agusto, nedenini sorar. Adak adadığını dolayısıyla bir haftalığına sevişemeyeceğini söyleyen Mara, komik bir şekilde sinir krizine Agusto’yu sakinleştirmeyi dener. Ancak böyle giderse “akli dengesini” bozulacağını söyleyen Agusto’yu babası arar. Bu arada Mara yatak odasındaki adak mumlarını yakmaktadır. Babasına da sinirlenen Agusto’yu yine Mara sakinleştirir ve onu yatağın hemen yanındaki sunağın yanına çağırır. Ellerini kavuşturan ve duaya başlayan Mara’ya kısa bir süre sonra Agusto da eşlik eder. Bu sırada güneş çoktan doğmuş ve dünya yeni bir güne başlamıştır bile.
Üç Kadın ve Tek Ortak Nokta
Sophia Loren’ın başarıyla oynamış olduğu bu üç kadının farklı hayatları olmasına rağmen tek ortak özellikleri akıl almaz derece de güzel olmaları ve cinselliklerini ön planda tutmalarıdır.
Birinci filmde cinselliğini sırf hapse girmemek için kullanan, hamile kaldıkça da güzelleşen ve bu uğurda kocasını oldukça yoran bir kadın görmekteyiz. Hapse girmemek için sürekli hamile kalan Adeline’nin hızına bir süre sonra cinsel anlamda yetemeyen kocası için ümidi kesen Adeline, çözüm olarak kocasının yakın arkadaşı Pascal düşünür. Ancak Adeline’i rahatsız eden bir soru ortaya çıkacaktır. Hayatının geri kalanını hapiste, yedi çocuklu ancak sadık bir eş mi olarak mı geçirmek önemli, yoksa özgürlüğü uğruna kocasının arkadaşıyla yatan bir kahpe olarak mı? İşin ilginç kısmı, Adeline’nin, seçimini yaparken toplumun ona dayatmış olduğu “namus” etiketinin baskısıyla değil de Carmine’e olan “aşkı” yüzünden özgürlüğünden feragat etmiş olduğunu görüyoruz. Ancak yapmış olduğu seçim ile de toplumun sevgisini kazandığını ve toplumun dayanışma içinde olarak Adeline’i hapisten çıkardığı görmek de oldukça manidardır.
İkinci filmde ise parayı çok sevmesine rağmen, paradan kurtulma çabası içerisinde olan lüks düşkünü bir kadın görüyoruz. İşin daha da ilginci parayı bu kadar seven ancak sevdiğini söyleyip onu gerçekten “yarı yolda- otoyolun ortasında” bırakan “kahpe” bir kadın görmekteyiz. Yüzeysel açıdan bakıldığında, Anna’nın çok da “masumiyeti” temsil etmediğini (Adeline ve Mara ile karşılaştırıldığında) görüyoruz; ancak aşığı olan yazar Renzo’nun arabayı çarpması, Renzo ile olması gereken “sevişmenin” gerçekleşmemesine yol açmıştır. Bu da Anna’nın bir şekilde kocasını aldatmayarak bir nevi “sadık eş” olarak kalmasını sağlamıştır – en azından kısa bir süreliğine de olsa.
Mara’da da bulabileceğimiz erdem yapmış olduğu meslekle oldukça zıttır. Mara, her ne kadar işi erkeklerle birlikte olmak da olsa bu sefer kendisini seven ve tanrı aşkını Mara’nın aşkından üstün gören on yedi yaşındaki bir genci, yeniden tanrıya döndürerek (ya da çıkarmış olduğu cüppeyi yeniden Umberto’ya giydirmeyi başararak) “azizeliğe” ulaşmış olduğunu söyleyebiliriz. Mara’yı ilginç kılan bir diğer özelliği ise Umberto gibi bir genci yeniden tanrıya döndürmeyi başarması üzerine adak adaması ve bu adağın ise bir haftalığına hiç kimseyi yatağına sokmamasıdır. Tabi bu adak için harcanan masraf da mumlar için ödenen bin iki yüz liret ve bir hafta “işinden” uzak kalması sebebiyle kaybettiği iki yüz bin lirettir. İlk zamanlarda Umberto’nun büyükannesi tarafından “fahişe” ilan edilmesi ve kısa bir süre sonra da Umberto’yu bir rahibe şevkatiyle tanrıya geri döndürmesi ile de “azize” ilan edilmesi oldukça ilginçtir.
Mara’nın kısa bir zaman dilimi içerisinde, birbirine zıt iki sıfatla adlandırılması sanırsam tanrıdan çok Mara’nın hayatnda olan insanların insiyatifine kalmış gibi görünüyor. Başta torununu baştan çıkartma düşüncesiyle fahişe olan Mara’nın, daha sonra yaşlı kadının isteğini yerine getirerek torununu tekrar rahip okuluna yollamasına yardımcı olarak azize olması, Agusto’yu sürekli “ihmal” ederek onu çileden çıkardan acımasız kadın olması gibi.
Peki Mara, Umberto için nasıl bir kadın temsil etmektedir: Kendisini istemediği halde rahibelik okuluna yollayan ve aşkına karşılık vermeyen kalpsiz kadın Mara’yı mı, yoksa hayatta en önemli şeyin yenecek bir kap yemeğin ve sıcacık bir yatağın olduğunu söyleyerek ve bunların sadece rahiplik okulunda olduğu söyleyen ve en önemlisi aşkın karın doyurmadığı anlatmayan çalışan Azize Mara’yı mı?
References
Genesis 1:3. New International Version (NIV).Retrieved June 5, 2012 from http://www.biblegateway.com/passage/?search=Genesis%201:3&version=NIV
Rauzi, R. ( 1993, May 12). High tide for karina lombard : moving from 'sargasso sea' to tom cruise and 'the firm'. Los Angeles Times .Retrieved June 5, 2012 from http://articles.latimes.com/1993-05-12/entertainment/ca-34311_1_tom-cruise
Dün, Bugün, Yarın.(2011, Dec. 11).In Wikipedia. Retrieved June 5, 2012from http://tr.wikipedia.org/wiki/D%C3%BCn,_Bug%C3%BCn,_Yar%C4%B1n
Women Quotes. (n.d).Notable quotes. Retrieved June 5, 2012 from http://www.notable-quotes.com/w/women_quotes_ii.html
No comments:
Post a Comment