Doç. Dr. Ayşe Sibel UZER
Burçin HASANOGLU
İSKENDER
VE
ETİK İLİŞKİLER ÜZERİNE
Önsöz
Yazmış olduğum bu rapor ya da “yazmış olduğumu düşünmüş olduğum” bu raporun kesinlikle bilindik kurallara göre yazılmış olduğunu düşünmüyorum. Ne büyük felsefe insanlarından ne de tarihe adını kaydettirmiş insanlardan yararlandım bu raporu yazarken. En büyük referansım “hayat” ‘tı. Biliyorum ki hayatın içindeydi o büyük düşünürler ve kendisinden alıntı yapılması gereken yazarlar; ancak ben onları farklı kaynaklardan bulup çıkarıp kullanmak yerine onların da yaşamış olduğu, “insan” toplumun oluşturmuş olduğu genel deneyimlerden ve görüşlerden yola çıkarak onlara değinmeye çalıştım raporumda. Hatta kendi eleştirmenim olarak daha da ileri gidiyor ve bu raporun rapordan ziyade bir “deneme yazısı” olduğunu iddia ediyorum. Bu denemeyi yazarken en büyük “kaynakçam” içinde yaşadığım toplum ve toplumun – her nasıl oluyorsa ve kaynağının ne olduğunu çıkaramadığım- kendisini ikiye bölüp “etiketleme” isteğidir ve bu istek karşısında kendilerine bu etiketleme durumunda nasıl “boyun eğdikleri” ve nasıl “başkaldırmalarıdır” aslında.
“Bu deneme -tıpkı Elif Şafak’ın “Siyah Süt” adlı kitabının arka kapağında yazıldığı gibi- okunur okunmaz unutulmak için yazıldı. Suya yazı yazar gibi…”
Burcin HASANOGLU
“And the LORD God said, ‘It is not good that man should be alone; I will make him a helper comparable to him.’”
Herkesin bir eşi vardı Cennet’te… Tanrı’nın da düşündüğü gibi Adam yalnızdı ve onun da bir eşe ihtiyacı vardı ve Tanrı, ona da tıpkı diğerlerinin sahip olduğu gibi bir eş verdi.
“Then the rib which the LORD God had taken from man He made into a woman, and He brought her to the man.”
Ve tanrı kadını yarattı. Belli ki kadını da erkekten yaratmıştı; ancak nedeni neydi ki kadın erkekten hem farklıydı hem de aynı bedenden yapılmıştı? İkisi de bir bütünün parçasıyken neden diğer yarım diğerinden üstün olma çabasındaydı; hâlbuki yalnızlık çekip de iç çeken adamdı.
Iskender
Ne demeye farklıydın sen İskender,
Kim seni bu kadar farklı kılmıştı,
Kadını da erkeği de yaratan Tanrı değil miydi,
Ne diye annen seni “Sultanım” diye çağırmıştı,
Adınla kaderin tam zıt, tam bir muamma,
Sünnetten kaçan kimdi hatırla,
Adını veren sana, Sultanım diyen
Kadına kim kıymıştı acaba?
Tapmam ben öyle Sultana,
Kim seni çıkarmıştı o tahta,
Sultanlığın sadece bir kadına,
Nasıl oldu da cellatı oldun seni “O” tahta çıkarana…
“Erkek olmak istemiyorsun herhalde.”
Deyiverdi annesi,
Ne zamandır erkeklikti,
Pipisinden bir parça vermesi (25).
İskender aşkı tatmıştı annesinin koynunda,
Annesi onu tutmuşken sımsıkı kollarında,
Ama kolları çok sıkıydı belli ki bir iş vardı bunda,
Kendi elleriyle sünnetçiye verdiğinde,
Tatmıştı sevilip de kandırılmayı ilk defa (27)
“Orospu mu olcan başımıza?” (65)
Dedi Pembe’nin annesi Naze,
Ne zamandır dans etmek,
Bela getirdi tepemize.
Başladı söze Tarık,
“Anamız tam bir şıllık” (77)
Bu sözler incitti Adem’i,
Sanki kadın hiç yapmamıştı onlara analık.
Öfke zararlı şey, adamı kanser eder (80),
Mutlu mu olmuştu yaptığıyla İskender,
Elem, keder içinde parmaklıklar arkasında,
Bunu gerçekten istemişmiydi,
Zira bu ölümden beter.
Felsefeci deyip geçme,
Roksana bilesin ki o da erkek
Sana sevişmeyi öğreten o değil miydi (94),
Bakire olduğunu görünce ürkememişimiydi pezevenk
***
Uzmanlık alanı
Felsefeden fazlaymış,
Seni işe alırken
Gözleri kalçandaymış.
***
Felsefeci değil miymiş işte,
İşleri “derinleri” düşünmek,
Seni buldu beyaz bir sayfa gibi,
Amacıymış senin vajinanın ilerisine girmek.
***
Bilirdi ki Roksana felsefe akıl işiydi,
Adam “Eteğini kaldır!” dediğinde (92)
Roksana’nın akıl pusulası şaşırmış gibiydi,
“Şimdi de arkanı dön!” dediğinde
Anladı felsefe o zaman “sivri” bir kalem işiydi,
Roksanna ne bilirdi ki,
Adamın “kalemi” aslında penisiydi.
Pembe korktu kem gözlerden
Olmak istemedi annesi gibi (103),
Sekiz doğum, dört düşük, bir ölü bebeklerden
Hiçbiri ne yazık ki oğlan değildi.
Aşk içtirir insana unutma,
Ya da aşkın kendisi içkidir hatırla,
Yunus yaptığı şey de bu kızma,
Onu kapıda sarhoş bulursan onu şaşırma (117).
Adem, iyi, tamam bir erkekti
Ancak babalık vazifesi pek seyrekti,
Kazandığı her bir kuruşu
Ailesi dışında kumarda yemek büyük bir zevkti.
Elias’ın aklıdaki kadın Pembe Kader (175),
Bu kadar güzel bir kadın için ne kötü bir kader
Adem başka bir kadın için derbeder,
Onların hayatları birbirine hem ne kadar farklı hem ne kadar benzer.
Ummak imkânsız İskender gibinin et yememesi,
Âdem için farz olmuştu bu bayram kurban kesmesi,
Ama üzüldü sevdi koçun melemesini,
Babasından diledi İskender koça el sürmemesini,
“Biricik oğlumsu kolay mı hayır demesi” (185)
O an sevindi İskender ailenin biricik erkeği,
Bakkaldan gelince şaşırdı görünce koyun kellesi
Aslında onun sessiz çığlığıydı onun et yememesi.
Âdem madem Cemile idi isteğin,
O zaman ne diye koynuna girdin Pembe’nin
Bedenleriydi birbirine benzeyen (195)
Halbuki çok farklıydı fikirleri ikizlerin.
Elias için Pembe tam bir bilmeceydi(226),
Adına rağmen Pembe en sevdiği renk değildi
Pembe’yi mutlu eden Âdem’inkinden farklı bir eldi,
Madem ikisi de erkekti Elias’ı farklı kılan neydi?
Adı bir savaşçınınki gibiydi,
Ama sünnetçinin elinden kaçan kimdi,
Kuşlar gibi ürktü uçtu ağacın tepesine
Onu indiren tel şey annesinin tatlı diliydi.
Cemile’nin en büyük erkeyiydi Yaradan,
Oldu bir kere bulamadı varacak bir adam,
Bir gün getirdiler kapısına birisini
Vurulmuştu sırtından
İyi baktı, iyileştirdi kaldırdı ayağa,
Bir baktı ki tek teşekkürü vurmaktı Cemile’nin kafasına(272).
15 yaşındaydı İskender
Ne çocuktu ne de bir adam,
Yaptığın büyük bir erkeklik miydi,
Kate’le yatıp kalkman (314)
Sonuçlarına katlanırsan
O zaman olursun büyük bir adam.
Kızdın değildi Yunus ama anlamadı (318),
Annesini üzüp de giden babası yine bir adamdı,
Annesi gülmek için bir adamla tanıştı,
Ama nasıl olurdu bu Yunus için
Annesini mutlu eden bir erkek nasıl bir adamdı
Sorun da buyud zaten sorun bunu kavramaktı.
Sevmenin bedeli ne olmalı,
Dünyanın en güzel hediyesi,
Sonu bu mu olmalıydı,
Hediye bu sebeble ayrıldı dünyadan (342),
Ceyizi ölümün kendisi.
Küçüktü Yunus ama aşkı büyüktü,
Yine de Tobiko’ya göre o bu aşk için birkaç beden küçüktü,
Baktı Tobiko’ya ona yaranması gerek
En iyisi yaptırmaktı kendine bir dövme,
Bu acıya neydi aşk yanında
Buna da katlanmak gerek.
***
Bunu gören annesine dövme bir lekeydi,
Yunus’a göre aşkının simgesiydi,
Annesi aldı götürdü banyoya,
Onun için bu lekeyi çıkarmak gerekliydi
***
Kızdı annesine, bu bir leke değildi,
Her ne kadar ovalasa da leke çıkmak bilmedi,
“Lekeye bak!” dedikçe annesi dayanamadı küçük Yunus,
Dedi ki bir hışımla “Asıl sen lekeledin kendini!”(360)
“Yanında gördüğüm insan bir erkek değil miydi?”
Amca demek baba yarısı demek,
Doğrudur dediği,sözünü dinlemek gerek,
Vardı İskender baba yarısının dükkanına (362),
Hatalı olan anasıydı,
Değil mi ya namusu temekzlemek gerek.
Hangisi daha kötüydü acaba,
Beslemiş olduğu temiz aşk mıydı Elias’a
Yoksa kasabın, balıkçının yaratmış olduğu dedikoduymuydu ya (367),
Tahammülü yoktu artık İskenderin,
Son vermek gerekti artık bu acıya
Pembe ayrılırken dükkândan ağlamaklıydı gözleri,
Ağlamak mantıklımıydı bigudilere, fön makinelerine,
Sorsana bir İskender’ine meşgulden bıçak darbeleriyle sağ göğsüne,
Ağlamaklımıydı gözleri (370).
İskender’in fikriydi o an,
“Toplumu dışı” sayılırdı kekelediği zaman,
Yakışırmıydı kekelemek sana ey aslan,
Annesine kızdığı vakit uyandı içindeki hayvan (372).
Doğum günüydü 1 Aralık Pembe’nin (374),
Elias’la bulmuştu anlamını “sevmenin”
Hangi akıl alırdı aynı günün ölüm günü olacağını,
Nasıl oldu da unutmuştuk,
Vardı başka bir erkeği… Onun İskender’i.
Esma da katıldı- bir yanıyla- bu gruba,
Başladı Elias’ı suçlu bulmaya (376),
Hâlbuki suçlu hem hepsi hem de hiçbiriydi,
Nereden başlanmalıydı “suçluyu” bulmaya?
Ama başlanmalıydı bir yerden kendilerini avutmaya.
“Lanet olsun!” dedirtiyor insana
Her ne kadar “beyaz” bluz yanlış iliklenmiş olsa da (380),
Sebebi bluza dökülen çay kadar masum olsa da
Kötü şeyler getirtiyor insanın aklına,
İnanır mısın İskender,
Verilmemeliydi o “anahtar” sana (381)
Her ne kadar erkek olsan da…
Adem’in biricik annesiydi Ayşe,
Tek üzüntüsü sahibi olmaktı “iki” eşe,
Dayanamadı fazla geldi demek ki muameleye,
İndirgemek istedi hayatındaki “iki” ’ yi “bire”
Yine de kıyamadı küçücük oğlu Adem’e
Onu da götürmek istedi gittiği yere,
***
Ne zamandan beridir çare sayılmıştı,
Bir erkeğin elinden kaçmak için başka bir erkeğe sarılmak
O da dedi ki “ Benim işim değil elâlemin çocuğuna bakmak…” (386)
Ne zormuş Ayşe için üç erkeğin arasında kalmak,
Hiçbiri deva değildi aslında tek yaptırdıkları kan ağlatmak.
***
Olmadı, yapamadı Ayşe seçimini,
Sezmişti sanki Küçük Adem’i ondan vazgeçeceğini,
“ Giderken beni de götür, söz mü?” diye duydu dediğini,
“Peki, küçük sevgilim benim.” diyerek yatıştırdı Ayşe küçük erkeğini (387),
“Hayır, büyük sevgilim.” diyerek küçük erkek düzeltti annesinin “dilini”.
Roksana… Roksana, eski adınla Elena,
Ne ara geldin -Abu Dabi- buralara,
Çok mu yakın geldi bu Arap toprakları sana,
Geceleri soğuk, gündüzleri sıcak- tıpkı bir yanardağ,
Bilmek isterim hikâyeni tıpkı vücudunu görmek isteyen erkekler gibi…
Yunus… Yunus..
Balina’nın midesindeki Yunus,
Bu sefer Yunus balinanın midesinde değil,
Tam kalbindeydi…(430)
Cemile’nin kaderi
Bir erkeğe kalbini verememesiydi,
Ancak oldu birgün isteği,
Dokundular Cemile’nin kabine- ki zaten sağ göğsündeydi,
Kalbine dokunanın eli,
Yabancının değildi, yine bir erkeğin eliydi
Zaten bu değil miydi,
Canı acıtan bir yakınının eliydi.
Sonsöz
Bu yazıyı korktum okurken
En çok da kendimdim,
Hangi yanımdan korkmam gerektiğini bilemedim
Korktuğum neydi acaba
Yeniden yaratmış olduğum kendimden ya da“Yaratma” gücümden…
Kadın dediğin gerçek bir bilmece,
Tanrı bağışlamış ona bir “Mağara” kendince,
Hiç korkmamış mıydı “O” mağradan ne çıkar diye
Kendine benzer bir “Yılan” ‘ı sevince…
Şimdi Tanrıya kafa tutar gibiyim,
Kalemin sivri, tarlam bereketli
Korktum bir yandan… Bu sefer daha da şiddetli,
Yaratma konusunda Tanrıyla yarışır gibiyim…
Bu yazıyı hiçbir şekilde yazabileceğimden emin değildim. Ne danışmalıkta ne de kadın olabilmekte de… Ancak kendisiyle tanışma şansına erişmiş olduğum ve bana –başkalarının her ne kadar anlayabileceğini düşünmesem de- hem danışmanlığı hem de kadınlığı inceden inceye hem herkesin gözü önünde hem de kimsenin göremeyeceği şekilde öğreten Sevgili Ayşe Siber ÜZER’e teşekkür etmeyi bir borç bilirim.
Burçin HASANOĞLU
No comments:
Post a Comment